Yalnızlık Denemesi

Yalnızlık

Yalnız yaşamanın bir tek amacı vardır sanıyorum; o da daha başıboş,

daha rahat yaşamak. Fakat her zaman, buna hangi yoldan varacağımızı

pek bilmiyoruz. Çok kez insan dünya işlerini bıraktığını sanır; oysaki

bu işlerin yolunu değiştirmekten başka bir şey yapmamıştır. Bir aileyi

yönetmek bir devleti yönetmekten hiç de kolay değildir. Ruh nerde

bunalırsa bunalsın, hep aynı ruhtur; ev işlerinin az önemli olmaları,

daha az yorucu olmalarını gerektirmez. Bundan başka, saraydan ve

pazardan el çekmekle hayatımızın baş kaygılarından kurtulmuş

olmuyoruz.

Dertlerimizi avutan akıl ve hikmettir,

O engin denizlerin ötesindeki yerler değil

Ülke değiştirmekle kıskançlık, cimrilik, kararsızlık, korku, tutku bizi

bırakmaz.

Ve keder, atımızın terkisine binip gelir.

Onlar manastırlarda, medreselerde bile peşimizi bırakmazlar. Bizi

onlardan ne çöller kurtarabilir, ne mağaralar, ne de bedenimize

ettiğimiz işkenceler

Öldürücü yara bağrımızda kalır.

Sokrates’e birisi için, seyahat onu hiç değiştirmedi, demişler. O da:

Çok doğal, çünkü kendisini de beraber götürmüştür, demiş.

Niçin başka güneş başka toprak ararsın?

Yurdundan kaçmakla kendinden kaçar mısın?

İnsan önce içindeki sıkıntıyı dağıtmazsa yer değiştirmek daha fazla

bunaltır onu: Nasıl ki yerine oturmuş yükler daha az engel olur

geminin gidişine. Bir hastaya iyilikten çok kötülük edersiniz yerini

değiştirmekle. Hastalığı azdırırsınız kımıldatmakla, nasıl ki kazıklar

daha derine gidip sağlamlaşır sarsıp sallamakla. Onun için

kalabalıktan kaçmak yetmez, bir yerden başka bir yere gitmekle iş

bitmez: İçimizdeki kalabalık hallerimizden kurtulmamız, kendimizi

kendimizden koparmamız gerek

Rupi jam vincula dicas;

Nam luctata canis nodum arripit; attemen illi,

Cum fugit, a collo trahitur pars longa catenae. (Persius)

Kırdım diyorsun zincirlerini;

Evet, köpek de çeker koparır zincirini,

Kaçar o da, ama halkaları boynunda taşıyarak

Zincirlerimizi götürürüz kendimizle birlikte; tam bir özgürlük

değildir kavuştuğumuz; döner döner bakarız bırakıp gittiğimize;

onunla dolu kalır düşlerimiz.

Nisi purgatum est pectus, quae prelia nobis

Atque pericula tonc ingratis insinuandum?

Quantae conscindunt hominem cuppedinis acres

Sollicitum curae, quantique perinde timores?

Quidve superbia spurcita, ac petulantia, quantas

Efficiunt clades? Quid luxus desidiesque? (Lucretius)

İçi arınmamışsa, neler bekler insanı,

Kendi kendisiyle ne savaşlar eder boşuna!

Tutkuları içinde ne kemirici kaygılar.

Ne korkular içinde kıvranır insan!

Ne çöküntüler yapar bizde gurur, şehvet,

Öfke, gevşeklik ve tembellik!

Kötülüğümüz içimizde bizim; içimizse kurtulamıyor kendi

kendisinden.

In culpa est animus qui se non efiugit unquam. (Horatius)

Ruhun derdi içinde ve kaçamaz kendi kendinden.

İnsanın, olanak varsa karısı, çocuğu, parası ve hele sağlığı olmalı,

ama mutluluğunu yalnız bunlara bağlamamalı. Kendimize dükkanın

arkasında, yalnız bizim için bağımsız bir köşe ayırıp orada gerçek

özgürlüğümüzü, kendi sultanlığımızı kurmalıyız. Orada, yabancı

hiçbir konuğa yer vermeksizin kendi kendimizle her gün başbaşa verip

dertleşmeliyiz; karımız, çocuğumuz, servetimiz, adamlarımız yokmuş

gibi konuşup gülmeliyiz. Öyle ki, hepsini yitirmek felaketine

uğrayınca onlarsız yaşamak bizim için yeni bir şey olmasın. Kendi

içine çevrilebilen bir ruhumuz var; kendi kendine yoldaş olabilir;

kendi kendisiyle, çekiş dövüş, alışveriş edebilir. Yalnız kalınca sıkılır,

ne yapacağımızı bilmez oluruz diye korkmamalıyız.

Erdem, der Antishenes, kendi kendisiyle yetinir; ne kurallara baş

vurur, ne laflara, ne gösterişlere.

Yapmaya alıştırıldığımız işlerden binde biri bile kendimizle

doğrudan doğruya ilgili değil. Bakarsınız bir adam canını dişine

takmış, kurşun yağmuru altında, yıkık bir kale duvarına tırmanıyor

bütün hıncıyla; bir başkası, karşı tarafta, kan revan içinde, aç susuz

savunuyor o kaleyi ölesiye: Kendileri için mi gösteriyorlar bu

yararlığı? Uğrunda ölecekleri ve hiç görmedikleri insan belki o sırada

kılım kıpırdatmadan keyif sürmektedir. Bakarsınız bir başkası, bitkin,

perişan, saçı sakalı birbirine karışmış kitaplıktan çıkıyor gece

yansından sonra: Bunca kitabı daha iyi, daha akıllı bir insan olmak

için mi karıştırdı sanırsınız? Yok canım sen de! Ya ölecek o kitaplıkta

ya öğretecek yarınki kuşaklara Platus’un dizelerini hangi düzenle

kurduğunu ve falan Latince sözcüğün nasıl yazılması gerektiğini. Kim

seve seve feda etmiyor sağlığını, canını şan şeref için? Oysa kalp bir

paradan başka nedir ki şan şeref? Kendi ölümümüzden korkmakla

yetinemeyiz; karılarımızın, çocuklarımızın, adamlarımızın ölümünden

de korkmak zorundayız. Kendi işlerimizden çektiğimiz sıkıntı

yetmiyormuş gibi komşularımızın, dostlarımızın işleriyle de dertlere

sokar, bunaltırız kendimizi.

Vah, vah! Nasıl olur da insan bir şeyi

Kendinden daha çok sevmeye kalkar? (Kitap 1. bölüm 39)