Varlık ve İnsan Denemesi

Varlık ve İnsan

DeNeMeLeR

 

Nesnelerden algıladığımız görüntüleri yargılamak için doğruyu

eğriden ayırt edecek bir aracımız olması gerek; bu aracı doğrulamak

için bir kanıtlama yapmamız gerek; kanıtlamayı doğrulamak için bir

araç; alın size bir kısır döngü. Kendileri kararsızlıklarla dolu olan

duyularımız tartışmamıza son veremeyeceğine göre akla başvurmak

zorundayız diyelim: Hiçbir akıl bir başka akla dayanmazlık edemez,

öyle olunca da akıldan akıla gider dururuz. Hayal gücümüz bilinmedik

şeylere ulaşmaz, çünkü duyuların aracılığıyla işler duyularsa kendi

dışlarındaki nesneyi değil yalnızca kendi duyuşlarını kapsarlar böyle

olunca hayal ve görüntü nesneyi değil, duyuların algısını verir bu algı

ve nesneyle ayrı ayrı şeylerdir: Öyleyse görüntülerle düşünen,

nesneden, gerçek olandan başka bir şeyle düşünüyor demektir.

Denebilir ki duyuların algıları bilinmedik şeylerin niteliğini benzetme

yoluyla ruha anlatır ama ruhun ve düşüncenin bilinmedik şeylerle

hiçbir alışverişi olmadığına göre bu benzetmenin doğruluğuna nasıl

güvenebilirler? Nasıl ki Sokrates’i tanımamış olan biri, resmini

görünce ona benzeyip benzemediğini söyleyemez.

Yine de görüntülerden bir yargıya varmak istiyorum diyelim: Bunu

bütün görüntülere dayanarak yapmamız olanaksız; çünkü deneyerek

görmüşüzdür ki görüntüler başkalıkları ve tutarsızlıklarıyla birbirini

engellemektedirler. Kimi seçme görüntülerle ötekileri ayarlayalım

desek, seçtiğimiz görüntüyü bir başka seçmeyle ayarlamak gerekir,

onu da bir başkasıyla ve sonu gelmez bunun da. Son olarak şu da var

ki, sürekli hiçbir ölümlü var oluş yok, ne bizim ne de nesnelerin

varlığında. Biz de, düşüncemiz de, her şey de durmadan akmakta,

yuvarlanmaktayız.

Düşünce de, düşünülen şey de durmadan devinip değişmekte olduğu

için birinden ötekine şaşmaz hiçbir ilişki kurulmaz. Varlıkla aramızda

hiçbir ulaşma yok; çünkü her insan her zaman doğmakla ölmek

arasındadır; kendinden verebildiği dumanlı bir görüntü, bir gölge ve

kaypak, cılız bir yorumdur. Düşüncenize kendi varlığını yakalatmaya

kalkacak olursanız, suyu avuçlamaktan başka bir şey olmaz

yapabileceğiniz; çünkü yaratılıştan her yana akan bir şeyi ne kadar

sarıp sıksanız, yakalamak, avucunuza almak istediğiniz o ölçüde

yitireceksiniz. Her şey bir değişmeden ötekine geçmek zorunda

olduğu için gerçek bir kalgınlık arayan akıl, kalan, duran hiçbir şey

bulamayarak yaya kalır çünkü her şey ya var olmak üzeredir ve henüz

hiç de var değildir, ya da daha doğmadan ölmeye başlamaktadır.

Platon der ki bedenler doğar, ama var olmazlar. Ona kalırsa

Homeros’un Okyanus’u tanrıların babası, Thetis’i de anası yapması

bize her şeyin durmadan dalgalanıp akmakta, renkten renge girip

değişmekte olduğunu anlatmak içindir. Kendinden önceki bütün

filozofların da bu kanıda olduğunu söyler yalnız Parmenides

büyük bir güç saydığı devinimin nesnelerde olamayacağını

söylüyormuş. Pytagoras’a göre madde akıcı ve geçicidir. Stoacılara

göre şimdiki zaman yoktu; şimdi dediğimiz, geçmişle geleceğin

bağlantısı, bileşimidir. Herakleitos’a göre, hiçbir insan aynı ırmakta iki

kez yıkanmamıştır. Epikharmos’a göre, geçmişte borç almış olan şimdi

borçlu değildir geceden sabah yemeğine çağırılmış biri bugün davetsiz

gelir yemeğe, çünkü çağıran ve çağrılan aynı adamlar değildirler artık,

başka birer adam olmuşlardır. Ölümlü bir nesne iki kez aynı halde

bulunamaz; çünkü farkedilmez anlık bir değişmeyle bir dağılır, bir

toplanır bir gider bir gelir. Öyle ki, doğmaya başlayan şey hiçbir

zaman tam bir varlığa erişemez; çünkü bu doğuş zaten hiç bitmez, bir

sona varır gibi durmaz, tohum halinden başka hallere, bir o yana bir

bu yana doğru hep değişir durur. İnsan tohumu ana karnında biçimsiz

bir meyve olur önce; sonra çocuk biçimini alır karından çıkınca

memelik bebek olur sonra bir küçük oğlandır, sonra bir delikanlı,

sonra olgun, sonra yaşlı bir insan, sonra çökmüş bir ihtiyar. Öyle ki

yaş ve ona bağlı oluş hep bir önceki durumu bozup dağıtarak yürür:

Mutat enim mundi naturam totius aetas,

Ex alioque alius status’excipere omnia debet, Nec manet ulla sui

similis res: omnia migrant, Omni commutat natura et vetera cogit.

(Lucretius)

Zaman değiştirir özünü her şeyin; Bir durumundan bir başka durum

çıkar hep; Benzerlik kalmaz biçimden biçime; Doğa zorlar her şeyi

başkalaşmaya. Öyleyken biz insanlar ölümün her türlüsünden

budalaca korkarız:

Ölüm çok geçirdiğimiz, durmadan geçirmekte olduğumuz bir

durumdur. Herakleitos’un dediği gibi ateşin ölümü havanın doğuşu,

havanın ölümü suyun doğuşu olduktan başka bu durmadan doğup

ölmeleri kendimizde daha açıkça görebiliriz. İhtiyarlık gelince olgun

yaş ölür gider; gençlik olgun yaşta biter, çocukluk gençlikte, ilk yaş

çocuklukta, kaldı ki dünkü gün bugün ölmüştür, bugün de yarın ölmüş

olacak…

(Kitap 2, bölüm 12)

 

Cimriliği yaratan yoksulluk değil zenginliktir daha çok.

(Kitap 1, bölüm 14)