Ün Şöhret Denemesi

Ün/ Şöhret

 

Yaptığı iyiliği başkaları duysun diye, kendisine daha fazla değer

verilsin diye yapan, doğruluğu dillerde dolaşmak koşuluyla doğru olan

adamdan pek hayır gelmez.

Sanıyorum ki geri kalan kış aylarında Orlando birçok onurlu işler

gördü. Fakat şimdiye kadar bunlar o kadar gizli tutuldu ki, onlardan

söz etmiyorsam suç benim değildir. Çünkü Orlando’nun, isteği parlak

görünmek değil, parlak işler görmekti. Sağlam tanıkları olmadıkça

zaferleri meydana çıkmazdı.

İnsan savaşa girmeyi kendi için bir ödev bilmeli ve beklediği ödül,

bütün iyi davranışların ne kadar gizli olursa olsun, er geç görecekleri

ödül olmalıdır, bu da temiz bir vicdanın iyi bir iş gördüğü için kendi

içinde duyacağı rahatlıktır. İnsan zevki için yiğit olmalı ki yiğit talihin

cilvelerinden uzak kalsın, sağlam ve güvenli bir temel üzerine

yerleşsin.

Başarısızlıktan zarar görmeyen bir değer, hiçbir şeyin lekeleyemediği

bir onurla parlar; böyle bir değer halkın keyfiyle ne yükselir ne de

alçalır.

Ruhumuz yapacağım gösteriş için yapmamalı, her şey içimizde,

hiçbir gözün görmediği en gizli yerimizde olup bitmelidir. Orada

ruhumuz bizi ölüm korkusundan, acılardan, yüzkarasından bile korur,

çocuklarımızı, dostlarınızı, servetimizi yitirmeye dayanacak ve

gereğinde savaşın tehlikelerine atılabilecek bir duruma getirir:

Çıkar için değil, yiğitlik şanı için. (Cicero)

Böyle bir kazanç, başkalarının hakkımızda iyi yargılar vermesinden

başka bir şey olmayan onurlar ve ünlerden çok daha büyüktür,

istenmeye çok daha layıktır.

Ufacık bir toprak davası için halkın içinden on beş kişiyi seçmeyi

akıl ediyoruz, sonra en önemli davamızı tutup bilgisizliğin,

adaletsizliğin ve kararsızlığın anası olan halkın oyuna bırakıyoruz.

Akıllı bir insanın, hayatını düşüncesiz bir sürünün oyuna bırakması

akıl kârı mıdır?

Ayrı ayrı bakınca değer vermediğimiz kimselere, bir araya geldikleri

zaman değer vermekten daha büyük budalalık olur mu? Cicero

… Halk öyle şaşkın, öyle başıboş bir kılavuzdur ki, ne kadar zeki, ne

kadar becerikli olsak adımlarımızı ona uyduramayız. Her kafadan

çıkan bütün o karmakarışık sesler, bizi dört bir yana sürükleyen o kaba

sözler, düşünceler arasında doğru yolu bulmak olacak iş değildir. Bu

kadar kararsız, serseri bir varlığı kendimize kılavuz saymayalım: Her

zaman aklımızın ardısıra gidelim, halkın takdiri de canı isterse

ardımızdan gelsin. Bu takdir zaten talihe bağlı olduğu için onu kendi

yolumuzda giderken de bulabiliriz. Doğru yolu yalnız doğru olduğu

için tutmak istemesek bile, bu yolun eninde sonunda halk için de en

yararlı yol olduğunu göreceğiz ve yine ona döneceğiz:

Yazgının insanlara bir lütfu da, namuslu işlerin aynı zamanda en

yararlı işler olmasıdır. (Qintilianus)

Yunanlı bir balıkçı, bir kasırga sırasında Neptunus’a şöyle söylemiş:

«Ey tanrı, beni ister kurtar, ister batır, ben dümenimi kırmadan

dosdoğru gideceğim.» Zamanımda nice dönek, ikiyüzlü, karışık

insanlar gördüm ki, dünya işlerinde benden daha tedbirli oldukları

halde, benim kurtulduğum felaketlerden kendilerini kurtaramadılar.

Kurnazlıkların para etmediğini gördüm de güldüm. (Kitap 2, bölüm 16) Montaigne