Üç Akıl Okuma Masalı

Üç Akıl

 

Bir varmış, bir yokmuş. Atlar gelirmiş takur tukur. Benim babam neden fakir?

İbrişimden halı dokur. Aman ağa, canım ağa yolla beni oynamaya. Tahta mahta biz gidiyoruz bu hafta. İneğimiz doğurdu, adını koyduk Fatma.

 

Evvel zaman içinde, bir köyde yoksul bir adam varmış. Bir gün bu yoksul adam, çok para kazanmak hayaliyle köyünden ayrılmış. Gide gide bir pazara varmış. Pazarı gezerken bir de ne görsün? Adamın biri, önünde kuru kafalar “akıl” satıyormuş. Her kuru kafa bir akıl ve her akıl bir mecidiye imiş.

 

Yoksul adamın cebinde ise sadece üç mecidiyesi varmış. Kendi kendine; “Acaba bu mecidiyelerle karnımı mı doyursam akıl mı alsam?” diye düşünmüş. Sonra merakına yenilmiş ve akıl almaya karar vermiş. Bir mecidiyeyi akıl satan adama vermiş, satıcı parayı aldıktan sonra demiş ki:

– Oğlum eğer bir iş seni ilgilendirmiyorsa o işe karışma.

Yoksul adam içinden “Ben zaten bunu biliyordum” demiş. Ama meraktan bir akıl daha satın almış. Satıcı;

– Öldürmeyen Allah öldürmezmiş, demiş.

Yoksul adamın cebinde sadece bir mecidiyesi kalmış. Düşünmüş “Bu bir mecidiye ile zaten karnım doymaz en iyisi son bir akıl daha alayım.” demiş.

Üçüncü akıl ise:

– Güzel güzeldir ama gönlün sevdiği daha güzeldir.

Yoksul adam, son parasını da akıl almaya verdikten sonra perişan bir vaziyette tekrar yürümeye başlamış. Günlerce yürüdükten sonra önüne görkemli bir saray çıkmış. Yoksul adam, biraz yemek yiyebilmek, biraz da dinlenebilmek için sarayın kapısını çalmış. Birden sarayın kapısında bir ses yükseliyor:

-Kim o? Yoksul adam:

-Tanrı misafiriyim.

Saray görevlisi kapıyı açmış ve adamı sultanın yanına götürmüş. Sultan sormuş:

– Derdin nedir tanrı misafiri? Yoksul adam: masalsitesi.com

– Çok açım efendim ve biraz da yorgunum, demiş.

Sultan, hizmetçilere hemen hiçbir eksiği olmayan bir sofra hazırlatmış. Yoksul adam, oturup karnını bir güzel doyurmuş. Bir ara içerden bir gürültü gelmiş. Bir kadın:

– Havar, kurtaran yok mu? diye bağırmış. Yoksul adam, tam kalkacakken kuru kafalar aklına gelmiş. “Oğlum eğer bir iş senin işin değilse o işe karışma.”

– Boş yere mi bir mecidiye verdim? Nasılsa benim işim değil, demiş.

Tekrar yerine oturmuş yemeye devam etmiş. Bir müddet geçtikten sonra sultan gelmiş.

– Tanrı misafiri yemeğini yedin mi, karnın doydu nu?

– Evet, demiş yoksul adam. Sultan:

– Peki, burada bu kadar gürültü oldu, adeta kıyamet koptu. Niye gelip karışmadın?

Sponsorlu Bağlantılar

– Bu benim işim değildi o yüzden karışmadım, demiş yoksul adam.

Sultan; “Peki, gel sana iki kapı göstereceğim.” demiş. Birinci kapıyı açmış. “Eğer sen benim işime karışsaydın kelleni uçuracaktım.” Sonra ikinci kapıyı açmış. Burada da bir kese altın varmış. “Bu da senin hakkın ve haydi sana uğurlar olsun tanrı misafiri.” demiş. Yoksul adam bu duruma çok sevinmiş. Bir mecidiyeye karşı bir kese altın kazandım demiş.

 

Yoksul adam, saraydan çıktıktan sonra yine günlerce yürümüş ve bir köye varmış. Bakmış ki köy ahalisi bir kuyunun etrafına toplanmış. Bazıları bağırıp çağırıyor, bazıları ise saçlarını başlarını yoluyormuş. Yoksul adam, neler olduğunu merak etmiş. Biraz yaklaşıp köylülere sormuş:

– Hayrola, burada ne oluyor? Köylüler:

Kuyunun içinde bir dev var. Yılda bir sefer suyumuzu kesiyor. Ancak deve telli duvaklı bir gelin gönderdiğimiz zaman suyu bırakıyor, demişler.

Yoksul adam, biraz düşündükten sonra aldığı ikinci akıl aklına gelmiş. “Öldürmeyen Allah öldürmezmiş. Nasıl olsa benim kimim kimsem de yok.” demiş:

– Şimdi siz bana bir ip getirin, belime bağlayın ve beni aşağı indirin; yalnız aşağı yaklaşınca ipi koparın ki ben korkup çağırsam bile beni yukarı çekmeyin.

Bunun üzerine köylüler yoksul adamı iple bağlamışlar ve kuyudan aşağı sarkıtmışlar. Yere yaklaşınca da ipi koparmışlar. Yoksul adam, yavaşça yere inmiş. Etrafa bakınca küçük bir pencere görmüş. Pencereden içeri bakınca iki kızın oturduğunu görmüş. Kızlardan biri seslenmiş:

– Ey insanoğlu! Niye geldin buraya? Bak burada dev yatıyor, uyanırsa seni parçalar.

Yoksul adam:

– Öldürmeyen Allah öldürmez, demiş.

O sırada dev uyanmış. Koskocaman kafası, elleri, ayakları ve korkunç bir suratı varmış. Dev:

– Ey! İnsanoğlu nasıl buraya geldin? Yoksul adam

– Bir şekilde geldim, demiş. Artık suyu kesmemeni ve bu kızları serbest bırakmanı istiyorum.

Dev de:

– Peki, ancak bir şartım var, demiş.

Yoksul adam:

-Tamam, şartını söyle demiş. Dev sormuş:

– Bu iki kızdan hangisi daha güzeldir?

Yoksul adam bu soru karşısında çok zorlanmış. Biri simsiyah bir kız; diğeri ise bembeyaz, ay parçası gibi bir kızmış. Biraz düşündükten sonra aklına üçüncü mecidiyeyi verdiği kuru kafa gelmiş. Demiş ki:

– Güzel güzeldir ama gönül sevdiği daha güzeldir.

Bu sözden sonra devin sihri bozulmuş ve yoksul adama; “Dile benden ne dilersen! Artık senin emrindeyim.” demiş. Dev ile yoksul adam kuyudan birlikte çıkmışlar. Köylüler de sularına kavuşmuş.