Savaş Üstüne Denemesi

Savaş Üstüne

 

 

Gelelim savaşa: İnsanların en büyük, en şatafatlı eylemlerinden biri

olan savaşı, bizim hayvanlara üstünlüğümüzü göstermekte mi

kullanacağız, yoksa tam tersine, budalalığımızı, eksikliğimizi mi?

Doğrusu, birbirimizi paralayıp öldürme, kendi türümüzü yıpratıp

yok etme sanatımızın, bu sanattan yoksun olan hayvanları

imrendirecek bir yanı olmasa gerek.

Ne zaman bir aslanı daha güçlü bir aslan öldürdü? Hangi ormanda

Büyük domuzun dişi küçük domuzu paraladı? (Juvenalis)

Ama hayvanların tümü bu marifetten uzak kalmış da denemez: Bal

arıları arasında da azgın çatışmalar olur, iki hasım ordunun başları

bizim krallar gibi davranırlar:

Bir kavgadır kopar iki bey arasında çoğu kez O zaman seyredin arı

milletindeki azgınlığı; O coşkun vızıltılı savaş hengamesini.

(Vergilius)

Bu yaman tasviri her görüşümde insanların saçmalığını, budalalığını

okur gibi olurum onda. Çünkü azgınlığı ve korkunçluğuyla insanı

kendinden geçiren savaş tepinmeleri, o gümbürtü ve çığlık kasırgası.

Kimi yerde bir parıltı sarar gökleri

Ayak patırtıları yükselir her yandan

Dağlara çarpan bağrışmalar

Yankılanır yıldızlara doğru. (Lucretius)

O kaç binlerce silahlı insanın korkunç düzenliliği, bunca azgınlık,

bunca coşkunluk, bunca yiğitlik… Bütün bunların ne boş nedenlerle

parlayıverdiğini ve ne sudan nedenlerle sönüverdiğini düşününce

gülüyor insan:

Paris’in aşkıymış derler Hellenlerle Barbarları savaşa sokan.

(Horatius)

Paris’in zamparalığı yüzünden koca Asya savaşlarla bitti tükendi. Bir

tek adamın tutkusu, bir kırgınlık, bir keyif, bir karı koca kıskançlığı,

ringa balığı satan iki kadının birbirini tırmıklamasına değmez.

Böylesine nedenler bütün o büyük hengamenin canı, ilk hızı

olabiliyor. Savaş çıkaranların kendilerine inanır mısınız? Dinleyin

imparatorların en büyüğünü, en çok zafer kazanmış olanını, en

güçlüsünü; bakın nasıl eğleniyor kendi kendisiyle, çocukça hoşlanarak

nasıl alay ediyor karadan, denizden giriştiği birçok savaşlarla,

ardından giden beşbin insanın kanıyla, canıyla, seferleri uğruna

dünyanın iki büyük parçasında harcanan nice güçler ve zenginliklerle:

Antonius Glaphyra ile yatır diye benim de Fluvia ile yatmam

gerekirmiş, Fluvia ya göre. Yatacak mıyım ben şimdi Fluvia ile,

Manius’la da mı yatacağım gerekiyor diye? Kendine gel! Ya savaş, ya

yatak diyor kadın. Ne demek? Canım mı daha değerli, erkekliğim mi?

Çalsın savaş boruları! (Martialis)

İşte o büyük ordu, yeri göğü titreten o binbir yüzlü, binbir ayaklı

ordu:

Likya denizi üstünde ak dalgalar yuvarlanır gibi Sert Orion kış

sularına gömüldüğü zaman, Ya olgun yaz buğdayları gibi Hermus’un,

Likya’nın sarışın, ovalarında, Ürperiyor çiğnenen toprak,

gümbürdüyor kalkanlar. (Vergilius)

Binlerce kollu, binlerce kafalı bu azgın dev nedir aslında? Hep aynı

zavallı, dertli, cılız insanoğlu! Kızışıp kaynaşan bir karınca

yuvasından başka bir şey mi ki bu?

Kara tabur ilerliyor ovada. (Vergilius)

Ters bir rüzgar, bağrışan bir karga sürüsü, bir atın sürçmesi,

yukarıdan bir kartalın geçivermesi, bir rüya, bir ses, bir görüntü, bir

sabah sisi yeter bu devi yıkıp yere sermeye. Güneşin bir ışını vurmaya

görsün yüzüne, eriyip dağılıverir. Biraz toz serpiverin gözlerine (bizim

şairin arılarına serpildiği gibi) bakın nasıl kopup param parça oluyor

sancak erleri, alaylar, başlarında büyük Pompeius’la birlikte; çünkü

oydu sanırım Sertorius’un bu yaman silahlarla İspanya’da yendiği.

Aynı silahları Eumenes Antigonus’a, Surena Crassus’a karşı

kullanmıştı.

O azgın yürekler, o korkunç cenkler, Biraz toz atın durulur hepsi.

(Vergilius)

Bizim arıları bile salsanız üstüne, güçleri ve yürekleri yeter o devi

bozmaya. Daha geçenlerde Portekizliler, Xiatima’da Tamyl şehrini

kuşatmışlardı. Arısı bol olan bu şehir halkı surların üstüne yüzlerce

kovan getiriyorlar; ateş yakıp arıları dumanla birden öyle salıyorlar ki

dışarı, saldırılarına ve iğnelerine dayanamayan düşman bırakıp gidiyor

kuşatmayı…

İmparatorların ruhlarıyla çarıkçıların ruhları aynı kalıptan çıkmadır.

Kralların gördüğü işlerin önemine, ağırlığına bakıp öyle sanıyoruz ki

bunları yaptıran nedende önemli ve ağırdır aldanıyoruz. Onları

davranışlarında dürtükleyip durduran nedenler bizimkilerden başka

türlü değildir. Bizi bir komşumuzla kapıştıran nedenin aynısı krallar

arasında bir savaş koparır. Bize bir uşağı kırbaçlatan nedenin tıpkısı

bir krala düştü mü bir ili yıktırır ona. Onların istedikleri de bizimkiler

gibi sudan, ama yapabildikleri daha fazla. Bir peynir kurduyla bir fili

aynı iştahlardır dürtükleyen.

(Kitap 2, bölüm 12)