Ölümüne Rehn Edilmiş Bir Çocuğum Mogadişu Şiiri Oku

Ölümüne Rehn Edilmiş Bir Çocuğum Mogadişu

Bu gün ölmek için fazla çocuğum Mogadişu.
Her şeyi olanlar, hiçbir şeyi olmayan benden bir lokma ölüm istiyor.
Dizlerimin dermanı kalmadı, siyah öfkemi içime kusuyorum.
Kucağına al beni Mogadişu, başka bir güneşte açmak isteyen gözlerimden tut.
Kuru ot parçası ellerimi, ortak yaramıza basıyorum.
Ölü çocuklardan bir ızdırap destanı yazıyor takım elbiseli katiller.
Ben çıplak bir harf hükmündeyim, bir elif.
Bir deri bir kemik, yüzüne uzanmış inceliyorum Mogadişu.
Saçlarıma yıldız yağıyor, bana biraz ağlasan.
Bu gün bulut yok, rüzgâr yok lakin kanatlarım çıkıyor Mogadişu.
Dalından düşmüş yaprak dudaklarım, cennetin lisanıyla kıpırdıyor.
Bu gün ölmek için fazla küçüğüm.
Gözlerimden Kızıl denizler doğsa, kırmızı gövdeni yıkasa…
Lakin gözyaşlarım da kurudu Mogadişu.
Bir lokma gün yüzü çok görüldü.
Sığmıyormuşum dünyaya.
Kara derili çocuklarının acılarına tutun Mogadişu.
Sıcak bir tetik kalabilmenin başka yolu yok.
Sen kokuyorum, ana rahmi yani.
Söyle bana bütün yolculuklar açlığa çıkmaz değil mi?
Sokaklarında düşenler, karanfil ölüler değil mi?
Söyle, açlıktan ölmek yakışır mı bana?
Ben Afrikalı taşra bir öfkeyim.
Öfkemin tadını unuttum Mogadişu, bana biraz hüzünlensen.

Uçaklardan yardım paketleri atıyorlar Mogadişu.
Kişiliksiz bir mutlulukla konuşuyorlar ajanslara.
Çocukların ölülerinden rant devşiriyor yağmacılar.
Siz elleri kan bulaşığı kapitalist hırsızlar.
IMF, Dünya Bankası, OECD, UNİCEF.
Hangi çocukları kime karşı koruyacaksınız.
Hangi çocukların kanlarını sattınız da, sadaka dağıtacaksınız.
Daha bir acıtıyor ikiyüzlülüğünüz.
Maskelerinizi, yardımlarınızı, kirli paranızı ve duygularınızı alın, def olup gidin.
Biz öylece ölmesini biliriz.

Vahşiymişiz Mogadişu, uygarlaştırmaya geldiler.
Tarihimizi, kimliğimizi, bilincimizi ve onurumuzu çaldılar.
Pazar ekonomisi dedikleri sömürüden ve zulümden başka ne satar Mogadişu.
BM, Kızılhaç, NATO, ABD, AB…
Bu kadar aç kurdun ortasında kendine yağan küçük bir yağmurum.
Söyle bana, kim daha vahşi? Hangi uygarlık, medeni olmayı vaat ediyor bana?
Söyle, bunlar cenneti ne zaman parsellediler Mogadişu?
Medyanızı, misyonerlerinizi, satın alınmış aydınlarınızı, üzgün yüzünüzü, fiyakalı laflarınızı, smokin ve papyonlarınızı alın, def olup gidin.
Biz yalnızlığımızla çoğalmayı biliriz.

Tuz yeli vuruyor hüznüme Hint okyanusunun.
Gözlerim mi derin bakıyor okyanus mu?
Bugün ölmek için fazla çorağım Mogadişu.
Öleceksem işe yarasın istiyorum.
Akbabalardan ve karasineklerden başka daha bir ilgi çeksin cesedim.
Etten yüreği olanlara ulaşsın dilimin ucundaki çığlık, kanatlarım dokunsun yürek atışlarına.
Çok sessiz bir ölüm şarkısı olmasın adımız Mogadişu.
Kuşları, ağaçları, gökyüzü lal olmuş bir ülkenin kıyıları kurşunlanmasın.
Ben acınası bir fotoğraf hükmündeyim.
Gözlerim konuşuyor, bir de sinekler.
Buharlaşıyor yürek yanıklarım Mogadişu, biraz tebessüm etsen.

Bugün ölmek için fazla içliyim Mogadişu.
Külün içindeki ötekiyim.
Ölülerimizi sana teslim etsinler.
Bir mezar mutluluğun yeter bana Mogadişu.
Toz toprak uçurum yüzünde, sesimizden bir isyan, gözlerimizden bir namlu filizlerin belki.
Saman sarısı yalnızlığına karala türkümüzü.
Yarana tütün basan bir marşa dönüşür belki.
Mogadişu, kolumu kaldırabilsem, sıkabilsem yumruğumu.
Bir fırtına kopacak, konuşabilsem.
Sana söylediğim türkülerimle göm beni.
Mogadişu, bana biraz umut etsen.