İnsanlar Arasında Denemesi

İnsanların Arasında

 

Öfke ve kin doğruluğun sınırları dışındadır; bu tutkular yalnız

işlerine akıllarıyla bağlanmayan insanların işine yarar. Doğru ve temiz

işler hep ölçülü ve ağırbaşlıdır.

Ölçü olmayan yerde kavga, gürültü ve haksızlık vardır. Doğru yol

uğrunda kendimi ateşe atabilirim; ama elden gelirse başkalarını

yanmaktan korurum. Montaigne Şatosu gerekirse herkesin evi ile

birlikte yansın; ama gerekmezse kurtulmasına sevinirim. İşimin bana

verdiği olanaklarla onu korumaya çalışırım.

Çoklarında gördüğümüz gibi iş sevgisi bir aksilik ve inatçılık

olmamalıdır böylesi çıkara ve bencil tutkuya dayanır. Kahpece ve

kurnazca bir harekete de cesaret dememeliyiz. Öyle gayretli kimseler

vardır ki bütün arzuları aslında insanlara kötülük ve eziyet etmektir.

Onları coşturan hizmet ettikleri erek değil çıkarlarıdır.

Savaşı haklı olduğu için değil, yalnızca savaş olduğu için kızıştırırlar.

Birbirine düşman iki dostunuz arasında gönül ve vicdan rahatıyla

yaşama olanağı vardır: Her ikisine aynı sevgiyi gösteremezseniz bile

sevginizde ölçülü kalırsınız, hiçbirine sizden her şeyi isteyebilecek

kadar bağlanmazsınız; ölçülü kalmak koşuluyla her ikisinin güzel

taraflarını tadarsınız; bulanık suda, balık avlamaya kalkmamak

koşuluyla yüzebilirsiniz.

Bütün varlığımızla her iki tarafa birden bağlanmak hem aklımıza

hem de vicdanımıza aykırı düşer. Birinin isteğine uyup ötekine ihanet

ettiğiniz zaman o dostunuz bilmez mi ki, aynı ihaneti kendisine de

yapabilirsiniz? İşine yaradığınız için sizi dinler, ihanetinizden

yararlanmaya çalışır; ama size kötü gözle bakmaya da başlar; çünkü

ikiyüzlü insanlar getirdikleri sözle yararlı olurlar, ama götürecekleri

sözle de zararlı olabilirler.

Birine söylediğim her şeyi gereğinde, belki biraz sesimi değiştirerek,

ötekine de söyleyebilmeliyim.

Birinden ötekine götürdüğüm sözler önemsiz, bilinen, orta malı

sözler olmalı. Hiçbirine yalan söylememizi haklı gösterecek bir durum

düşünemem. Bana güvenilen bir sırrı kutsal bir emanet gibi saklarım;

ama sırları elimden geldiği kadar bilmemeye çalışırım. Dostlarımla şu

pazarlığı yapabilirim: Bana sırlarını az güvensinler, buna karşılık

benim her söylediğimin doğruluğuna inansınlar. Dostlarım bana her

zaman istediğimden çok fazla sır vermişlerdir.

Philippides,

Lysimakhos’a pek akıllıca cevap vermiş. Kral ona: Dile benden ne

dilersin? Ne vereyim sana? dediği zaman: Sırlarınızı vermeyin de ne

verirseniz verin demiş. Bakıyorum, herkes kendisine verilen işin gizli

kapaklı her tarafını bilmek istiyor. Bunlar kendisinden gizlendi mi

küsüyor, ben ise göreceğim işten fazlasını söylemedikleri zaman rahat

ediyorum. Bilip de söylememenin üzüntüsünü duymak istemiyorum.

Kötü işte kullanılmışsam bari vicdanım rahat olsun. Hiç kimseye fazla

sevgiyle bağlanmak, bir uşak gibi sadık olmak istemem. Çünkü insanı

ihanete alet etmeye kalkarlar. Kendine ihanet eden efendisine haydi

haydi ihanet eder.

Gelgelelim öyle krallar vardır ki, insanı yarı yarıya istemezler, kayıtlı

şartlı bağlılıkları küçük görürler. O zaman çaresiz, kendilerine

koşullarımı söylemeyi daha uygun bulurum; çünkü, kölelik

konusunda, yalnız aklın köleliğini kabul edebilirim ki, onu bile

gereğince yapamıyorum.

(Kitap 3, bölüm 1)

Perhizle, reçetelerle, disiplinle yaşamaktan daha ahmakça, daha

hımbılca bir yaşama yolu olamaz.

(Kitap 3, bölüm 13)