İnsan Ömrü Denemesi

İnsan Ömrü

          MobilSohbetOdalari.orG    ***   DeNeMeLeR

 

İnsan ömrünün uzunluk, kısalık ölçülerine akıl erdiremiyorum.

Bilginlere bakıyorum; onlar ölçüyü herkesten daha kısa tutuyorlar.

Genç Katon, kendi kendini öldürmesine engel olmak isteyenlere: Ben,

hayattan vakitsiz ayrıldı diye ayıplanacak bir yaşta değilim, demiş;

bunu söylerken de kırk sekiz yaşındaymış. Katon bu yaşı olgun ve

geçkin sayıyor. Gerçekten bu yaşa ulaşanlar o kadar azdır ki. Doğal

ömür dediğimiz bir süreyi düşünerek bilmem ne kadar yıl daha

yaşamak umuduyla avunuruz; böyle bir umuda nasıl kapılabiliriz ki,

hiçbirimiz doğanın gerektirdiği sayısız kazaların dışında kalamayız:

Tasarladığımız ömür her gün kesilebilir.

İhtiyarlığın son basamağında kuvvet tükenmesiyle ölmeyi beklemek,

ömrümüze böyle bir son düşünmek ne ham bir hayal: Ölümün bu

türlüsü en olmayacağı, en az görülenidir. Yalnız ona doğal ölüm

diyoruz; sanki kafası yarılıp ölmek, suya düşüp boğulmak, vebaya,

zatürreeye yakalanmak doğaya aykırıymış, her günkü hayatımız

bunlarla dolu değilmiş gibi. Bu güzel sözlerle kendimizi

aldatmayalım: Her yerde, her zaman insanların çoğunun başına gelen

ne ise ona doğal diyelim. Yaştan ölmek binde bir görülen garip

durumlardandır. Doğaya da asıl aykırı olan ölüm budur: Çünkü

ötesinde başka bir ölüm şekli yoktur. Bize en uzak olan ölüm,

ulaşılması en zor olanıdır. Yaştan ölüm öyle bir sınırdır ki ondan öteye

gidemeyiz: Doğa daha ötesine kimseyi geçirmez: Oraya kadar varmak

da nadir bir seçkinliktir. Doğa bu seçkinliği iki üç yüzyıl içinde bir tek

insana sunar yalnız o insan doğum ve ölüm konakları arasındaki

sayısız zorlukları, engelleri aşabilir.

Bana sorarsanız, kendi ulaştığımız yaşı pek az insanın ulaşabildiği

bir yaş saymalıyız. İnsanlar bu yaşa kadar hiçbir engele rastlamadan

gelemediklerine göre, biz bir hayli ileri gitmişiz demektir. Hele insan

hayatının asıl ölçüsü olan belli sınırları aşmışsak, daha öteye gitmek

umuduna kapılmamalıyız. Başkalarının kurtulamadığı birçok

ölümlerden kurtulduğumuza göre talih bizi başkalarından daha fazla

korumuş demektir. Bundan sonra da aynı talihin devam etmesini

isteyemeyiz.

Bizi bu boş umutlara kaptıran biraz da yasalarımızın bir kusuru:

Yasalar yirmi beş yaşından önce bir insana malını mülkünü kullanmak

hakkını vermiyor, hatta bu yaşa kadar insan kendi hayatının bile doğru

dürüst sahibi değildir.

Augustus, otuz beş yaşından önce yargıçlık hakkı vermeyen eski

Roma yasalarından beş yıl indirmiş, otuz yaşında olmayı yeter saymış.

Servius Tullius kırk yedi yaşını geçen askerlerini savaşa gitmekte

serbest bırakmış;

Augustus bu yaş basamağını kırk beşe indirmiş. Elli beş, altmış

yaşından önce insanları, kenara atmak bana doğru görünmüyor. Bence

insan işine gücüne devam edebildiği kadar etmelidir; ama bunun

tersini, bize erkenden iş verilmemesini yanlış buluyorum. Öylesi

vardır ki kendisi on dokuz yaşında dünyanın egemeni olur da

başkalarının bir su yolunun yeri üzerinde hüküm verebilmesi

için en az otuz yaşında olmalarını şart koşar.

Bana sorarsanız ruhlarımız yirmi yaşında ne olabileceklerini

belli eder, bütün yetkilerini gösterirler. Bu yaşa kadar kudretini açıkça

belli etmemiş bir ruhun ondan sonra belli ettiği görülmemiştir.

Yaratılışımızdaki değerler en gürbüz ve en güzel durumlarıyla ancak o

zaman ortaya çıkabilirler.

Dauphineliler: Yaşken batmayan diken bir daha pek batmaz, derler.

İnsanların geçmişte ve zamanımızda gördükleri her çeşit işlerden

benim öğrenebildiklerimi düşününce otuz yaşından önce başarılmış

işleri ötekilerden daha fazla görüyorum: Aynı insanın hayatını da

alsak, öyle görünüyor.

Annibal’la, büyük rakibi Scipio için bunu güvenle söyleyebilirim.

Bu adamlar hayatlarının yarısından çoğunu gençken kazandıkları ünle

geçirdiler: Başkalarının ölçüsüyle büyük adam oldukları yıllarda kendi

ölçüleriyle hiç de büyük değillerdi. Ben kendi hesabıma o yaştan

sonra ruhça ve bedence kendi gücümün artmayıp eksildiğini, ileri

değil geri gittiğini sanmıyorum. Zamanlarını iyi kullananlarda bilgi ve

görgü hayatla birlikte olgunlaşabiliyor; ama canlılık, çeviklik,

sağlamlık ve daha başka özlü ve önemli değerler taşıyor, geçiyor.

(Lucretius)

Vücut yaşın ağır yumruğu altında ezilince, Makinenin yayları

gevşeyince, düşünce de sendeliyor: Dilimiz tutulmaya; zihnimiz

karışmaya başlıyor.

Bazen vücut, bazen de ruh yaşlılığın esiri oluyor. Kafaları,

midelerinden ve bacaklarından daha önce zayıf düşenleri çok gördüm.

Yaşlılık kendini belli etmediği için çok tehlikeli bir derttir; insan bu

derde farkına varmadan düşer. Onun için yasaların bizi, işte çok

tutmasını değil, işe geç almasını yanlış buluyorum. Hayatımızın ne

kadar cılız olduğunu, her gün nice tehlikelerle karşılaştığını düşünüp

gençlerin hazırlanma, öğrenme, oyalanma yıllarını pek uzatmamalıdır.

 

(Kitap 1, bölüm 57)

Rahatsız, gözü doymaz, telaşlı bir zengin, düpedüz yoksul kişiden

daha zavallı gelir bana.

 

(Kitap 1, bölüm 14)