Hayat ve Felsefe Denemesi

Hayat ve Felsefe

 

Çok gariptir; çağımızda işler o hale geldi ki felsefe, anlayışlı insanlar

arasında bile, ne teorik ne pratik hiçbir yararı ve değeri olmayan boş

ve kuru bir laf olup kaldı. Bence bunun nedeni, felsefenin ana

yollarını sarmış olan safsatalardır. Felsefeyi, çocuklar için ulaşılmaz,

asık suratlı, çatık kaşlı ve belalı göstermek büyük bir hatadır. Onun

yüzüne bu sahte, bu kaskatı bu çirkin maskeyi kim takmış? O ki hep

bayram ve hoş zaman içinde yaşamayı emreder bize. Gamlı ve buz

gibi soğuk bir yüz içimizde felsefenin barınamadığını gösterir.

Felsefeyi barındıran ruh, kendi sağlığıyla bedeni de sağlam etmeli.

Huzur ve rahatın ışığı ta dışardan görünmelidir. Dış varlığı kendi

kalıbına uydurmalı ve böylece ona sevimli bir gurur, hareketli ve

neşeli bir tavır, memnun ve güleryüzlü bir hal vermelidir. Bilgeliğin

en açık görüntüsü, sürekli bir sevinçtir. Onun durumu, aydan daha

yukarda olan şeylerin durumu gibidir. Hem de rahat. Müritlerini

çamur ve kir içinde yaşatan felsefe değil, Barocco ve

Baralipton’culardır. (Skolastikte bazı önerme türleriyle ilgili uydurma

sözcükler.) Onlar felsefenin yalnız adını duymuşlardır. Yoksa nasıl

olur? Felsefe ruhun fırtınalarını dindirmeyi, açlığı ve hastalığı gülerek

karşılamayı, birtakım uydurma müneccim işaretleriyle değil, doğal ve

somut yollarla öğretmeye çalışır. Felsefenin amacı erdemdir; bu

erdem de, medresenin söylediği gibi, sarp, yalçın ve çıkılmaz bir

dağın başına dikilmiş değildir. Ona yaklaşanlar, tersine güzel,

bereketli ve çiçekli bir ova içinde görürler onu. Orada erdem yine her

şeyden yüksektedir; fakat yerini bilen olunca, ona gölgeli, çimenli,

güzel kokulu yollardan, güle söyleye, göklerin kubbesi gibi rahat ve

dümdüz bir inişle varılabilir. Bazıları bu yüksek, bu güzel, bu zafer

sevinci dolu, aşk dolu, tadına doyulmaz, yiğitliğine ulaşılmaz erdemin,

tatsızlığa, rahatsızlığa, korkuya, zorbalığa açıkça ve amansızca

düşman olan, kendine doğayı kılavuz, mutluluğu ve zevki eş bilen

erdemin semtine uğramadıkları için gitmişler, güçsüzlüklerine uygun

olarak, böyle kasvetli, titiz, somurtkan, eli sopalı, asık suratlı,

anlamsız bir erdem örneği tasarlamışlar ve onu, insanları korkutmaya

mahsus bir umacı gibi, dünyadan uzak bir kayalığın üstüne,

dikenlikler arasına koymuşlar…

 

Gerçek erdem zengin, kudretli ve bilgili olmasını, mis kokulu

yataklarda yatmasını bilir. Hayatı sever; güzelliği de, şanı ve onun da,

sağlığı da sever. Fakat onun öz be öz işi, bu nimetler ölçü ile

kullanmasını ve yiğitçe bırakıp gitmesini bilmektir: Çetinliğinden çok

daha fazla büyüklüğü olan bir iş, ki onsuz her hayat bozuk, karışık ve

şekilsizdir ve bu yüzden tehlikeli engeller, dikenlikler ve ejderhalarla

dolmaya elverişlidir. Eğer eğitilecek genç, acayip yaratılışlı olur da

güzel bir yolculuk hikayesi, yahut anlayabileceği bir felsefe konusu

yerine masal dinlemeyi yeğ tutarsa, arkadaşlarının genç dinç

yüreklerini coşturan davullar çalındığı zaman o, kendisini hokkabaz

oyunlarına çağıran arkadaşının yanına giderse, bir savaştan toz

toprağa ve zafere bürünüp dönmeyi, top oyunundan yahut balodan bir

armağanla dönmekten daha hoş ve daha çekici bulmazsa, bu genç için

bir tek çare görüyorum: Eğitmeni onu daha çocukken, kimseye

duyurmadan boğar; yahut da bu gence, bir düka’nın oğlu bile olsa

herhangi bir şehirde pastacılık yaptırılır. Platon der ki, çocuklara

babalarının yeteneklerine göre değil, kendi yeteneklerine göre meslek

bulmak gerekir.

 

Mademki asıl felsefe bize yaşamayı öğreten felsefedir ve mademki

çocuğun da öbür yaştakiler gibi, ondan alacak olduğu dersler vardır,

niçin çocuğa felsefe öğretilemezmiş:

 

Udum et molle lutum est; nunc properandus, et acri Fingendus sine

fine rota (Persius)

 

Çamur yumuşak ve ıslak; çabuk, çabuk olalım. Durmadan dönen

çark biçim versin ona.

 

Bize yaşamayı ömür geçtikten sonra öğretiyorlar. Cicero dermiş ki,

iki insan hayatı yaşayacak olsam bile, lirik şairleri incelemeye zaman

harcamam. Bence bu dırdırcılar daha hazin bir şekilde yararsızdır.

Çocuğumuzun o kadar yitirecek zamanı yoktur: Pedagogların elinde

ancak hayatının ilk on beş, on altı yılını geçirebilir: Geri kalan zaman

hayatındır. Bu kadar kısa bir zamanı zorunlu bilgilere verelim; üst

yanı emek israfıdır. Hayatımızın işine yaramayan bütün bu çetrefil

diyalektik oyunlarını kaldırıp atın; iyi seçmesini ve iyi açıklamasını

bilmek koşuluyla basit felsefe konuları alın: Bunlar Boccacio’nun

masalından daha kolay anlaşılır. Bir çocuk buları sütnineye verildiği

andan itibaren okuma yazmadan çok daha kolay öğrenebilir.

 

Felsefenin insanlara, yaşamaya başlarken de, ölüme doğru giderken

de söyleyecekleri vardır. (Kitap 1, bölüm 26)

Montaigne