Gerçek Nedenler Denemesi

Gerçek Nedenler

MobiLSohbetOdalari.org  ——  DeNeMeLeR

 

Kolayca doğrulanabilir ki, büyük yazarlar, olayların nedenleri üstüne

yazarken, yalnız en doğru bildikleriyle yetinmez, bir ince buluş, bir

güzellik getirmek koşuluyla, inanmadıklarını da yazarlar. Bir şeyi

ustaca söylediler mi, yeterince doğru ve yararlı söz etmiş olurlar. Asıl

neden hangisidir, kesinlikle bilemeyiz; birkaçını bir araya getirir

bakarız, doğru olan bunlardan biri midir diye:

 

 (Lucretius)

Bir tek neden göstermek yetmez; Birkaçını vermeli, bir teki doğru da

olsa.

Hapşıranlara sağlık dilemek adetinin nereden geldiğini

sorar mısınız bana? Biz insanlar üç türlü yel çıkarırız: Altımızdan

çıkan pek pistir, ağzımızdan çıkan bir oburluk belirtisi sayılır

üçüncüsü hapşırmadır, baştan geldiği ve ayıp yanı olmadığı için hoş

yüzle karşılarız onu böyle. Gülmeyin bu ince buluşa: Aristoteles’indir

derler.

Plutarkhos’ta okudum sanıyorum: Tanıdığım bütün yazarlar arasında

sanatı doğaya, düşünceyi bilime en iyi katmış olanıdır Plutarkhos.

Deniz yolcularındaki mide bulanmasının nedeni üstünde dururken

bunun korkudan ileri geldiğini, korkunun böyle bir sonuç

verebileceğine kanıtlar olduğunu söylüyordu. Deniz beni de pek tutar,

ama bunun bende korkudan gelmediğini biliyorum; akıl yoluyla değil

deneme yoluyla biliyorum bunu. Başkalarından duyduklarım bir yana,

hayvanların, özellikle domuzların da başına geliyor, hiçbir tehlikeden

kuşkulanmadıkları zaman. Bir tanıdığım da şunu anlattı bana:

Kendisini deniz pek tuttuğu halde, birkaç kez büyük fırtınalarda

duyduğu korkudan mide bulantısı geçivermiş. Seneca’nın: Tehlikeyi

düşünemeyecek kadar hastaydım, dediği gibi. Su üstünde hiç

korktuğum olmamıştır, başka yerlerde de olmadığı gibi: Karşılaştığım

nice tehlikeler, ölümün ta kendisi bile aklımı başımdan alıp allak

bullak etmemiştir beni.

Korku bazen kafasızlıktan gelir, yüreksizlikten de geldiği gibi.

Karşılaştığım bütün tehlikelerde gözlerim açık, kafam işlek,

sapasağlam kalmıştır. Kaldı ki bir şeyden kaçınma da yürek ister

insanda. Korkusuzluk işime yaramıştır eskiden, başka zararları

yanında, kaçışıma çeki düzen vermek için. Kaçarken ürkeklik

duymadım diyemem, ama şaşkınlığa, büyük korkulara da kapılmadım.

Heyecanlıydım, ama aklım başımdan gitmemişti. Büyük ruhlar daha

da ileri gider, kaçışlarında sakin, telaşsız olmakla kalmaz, gururlarını

da yitirmezler. Alkibiades, silah arkadaşı Sokrates’in nasıl kaçtığını

anlatır: Onu, der, ordumuzun arkasında, Lakhes’le birlikte en son

kaçanlar arasında buldum. Rahatça, korkusuzca, seyrettim onu; çünkü

altımda iyi bir at vardı; o ise yayaydı ve yaya olarak savaşmıştı. İlk

gözüme çarpan, Lakhes’den daha temkinli ve kararlı görünmesi oldu.

Her zamanki gibi meydan okurca yürüyordu. Çevresinde olup

bitenleri izleyen, ölçüp biçen bakışları güvenli ve düzenliydi. Bir

dostlara bir düşmanlara bakarken, dostları yüreklendirmek,

düşmanlara da, üstüne gelecek olana kanını pahalıya ödeteceğini

anlatmak ister gibiydi. Kurtuldular, çünkü böylelerine pek saldırmaz

düşman, korkanların ardına düşer.

Bu büyük komutanın anlattığı, bizim de her gün yaşadığımız bir şeyi

öğretiyor bize: Tehlikelerden kaçınmakta aşırı telaşa düşmek

kendimizi tehlikenin kucağına atmanın en kestirme yoludur.

 (Titus-Livius)

Ne kadar az korkarsak o kadar az tehlikedeyiz.

(Kitap 3, bölüm 6)