Alışkanlık Denemesi

Alışkanlık

DeNeMeLeR *****  MobiLSohbetOdalari.orG

 

Bir köylü kadın, bir danayı doğar doğmaz kucağına alıp sevmiş,

sonra da bunu adet edinmiş, her gün danayı kucağına alıp taşırmış;

sonunda buna o kadar alışmış ki dana büyüyüp koskoca öküz olduğu

zaman, onu yine kucağında taşıyabilmiş. Bu hikayeyi kim

uydurduysa, alışkanlığın ne büyük bir güç olduğunu çok iyi anlatmış

olacak. Gerçekten alışkanlık pek yaman bir hocadır ve hiç şakası

yoktur. Yavaş yavaş, sinsi sinsi içimize ilk adımını atar; başlangıçta

kuzu gibi sevimli, alçak gönüllüdür ama, zamanla, oraya yerleşip

kökleşti mi, öyle azılı, öyle amansız bir yüz takınır ki kendisine,

gözlerimizi bile kaldırmaya izin vermez…

Bence en büyük kötülüklerimiz, küçük yaşımızda belirmeye başlar

ve asıl eğitimimiz bizi emzirip büyütenlerin elindedir. Çocuk bir

tavuğun boynunu sıkar, kediyi, köpeği oyuncak edip yara bere içinde

bırakır; anası da ona bakıp eğlenir. Kimi baba da, oğlunun savunmasız

bir köylüyü, bir uşağı öldüresiye dövdüğünü, bir arkadaşını kurnazca

ve kahpece aldattığını gördüğü zaman, bunu yiğitlik belirtisi sayarak

sevinir. Oysa bunlar zalimliğin, zorbalığın, dönekliğin asıl tohumları,

kökleridir; çocukta filizlenirler, sonra alışkanlığın kucağında,

alabildiğine büyüyüp gelişirler. Bu kötü yöntemleri yaşın

küçüklüğüne ve işin önemsizliğine bakarak hoş görmek tehlikeli bir

eğitim yoludur. Önce şu bakımdan ki, çocukta doğa egemendir ve

doğa asıl yeni tomurcuk salarken katıksız ve gürbüzdür; sonra da,

hırsızlığın çirkinliği, çalınan şeye göre değişmez ki: Ha altın

çalmışsın, ha bir iğne. «İğne çaldı, ama altın çalmak aklına bile

gelmez» diyenlere benim diyeceğim şudur: «İğneyi çaldıktan sonra

niçin altını da çalmasın?»

(Kitap 1, bölüm 23)

Kendimiz sandığımızdan çok daha zenginiz; ama bizi oradan buradan

alarak, dilenerek yaşamaya alıştırmışlar: Kendimizden çok

başkalarından yararlanmaya zorlamışlar bizi.

(Kitap 3, bölüm 12)