Akıl Erdiremediğimiz Gerçekler Denemesi

Akıl Erdiremediğimiz Gerçekler

Mucizelerin Evrene Yansıması MobilSohbetOdalari.orG

 

Kolayca inanma ve inandırılmayı saflığa ve bilgisizliğe vermekte

haksız değiliz her zaman. Şöyle bir şey öğrendiğimi sanıyorum

eskiden: İnanç ruhumuza bastırılan bir damga gibidir; ruh ne kadar

yumuşak olur, ne kadar az karşı koyarsa, ona bir şeyi mühürlemek o

kadar kolay olur. Hele ruh bomboş ve darasız olursa, ilk inandırmanın

ağırlığı altında daha da kolaylıkla eziliverir. Onun için, çocuklar,

bilgisizler, kadınlar ve hastalar kulaktan doldurulup yürütülmeye daha

elverişlidirler.

Evet, ama, öbür yandan da, bize olağan gelmeyen her şeyi

olmaz diye hor görüp çöpe atmak da budalaca bir böbürlenmedir.

Kendilerini herkesten üstün kafalı sayanlarda hep görürüz bunu.

Eskiden ben de düşerdim buna: Hortlaklardan, gelecek üstüne

kerametlerden, büyülerden, yutmadığım daha başka şeylerden söz

edildi mi, bu saçmalıklara inandırılan zavallı halka acırdım.

Bugün

görüyorum ki kendim de acınacak haldeymişim o zaman: Sonradan

gördüklerimle ilk inançlarımı değiştirmiş, ya da böyle şeylere

sonradan merak salmış değilim; ama aklım sonradan öğretti ki bana,

her hangi bir şey için yekten olmaz diye kesip atmak kendimizde

tanrının ve doğa anamızın isteyip yapabilecekleri her şeyin sınırlarına

varan bir kafa üstünlüğü görmek olur. Olabilecek şeylerin hepsini

kendi yetenek ve göreneklerimize bağlamaktan daha büyük bir

çılgınlık olamaz dünyada.

Aklımızın eremediği her şeye masal,

mucize deyip gerçek dışı sayarsak, az şey mi görüyorsunuz

her gün aklımızın ermediği? Bir düşünelim, ne sisler arasından

ne emeklerle elimizin altındaki şeylerden birçoğunun bilgisine

ulaştırıyorlar bizi. O zaman anlarız ki bize acayip gelmeleri onları

bildiğimizden değil alışkanlığımızdan geliyor daha çok.

(Lucretius)

Gözleri doymuş olduğu için şaşmıyor kimse Başının üstündeki ışık

tapınaklarına.

Nice alıştığımız şeyleri bize yeniden gösterseler, en olmayacak

şeylerden daha garip gelecektir bize onlar.

(Lucretius)

Bugün birden gözlerimiz önüne gelseler

Varlıkları fışkırıverse karşımızda

Bizi en çok şaşırtacak onlar olur

Bütün bildiklerimize aykırı görünürler.

Hiç ırmak görmemiş biri ilk kez bir ırmak gördüğünde

deniz sanmış onu. Bizim en büyük bildiğimiz şeyleri, doğanın o

konudaki son sınırları sayarız:

(Lucretius)

Böylece, bir ırmak büyük olmasın isterse

Daha büyüğünü bilmeyene büyük gelir;

Bir ağaç, bir insan da öyle. Her şeyde,

En büyük gördüğümüzü devleştiririz.

(Cicero)

Gözlerin alışkanlığıyla kafalar da her şeye alışır; her an görmekte

olduğumuz şeylere şaşmayız, nedenlerini aramayız onların.

Gördüğümüz şeylerin yeniliği, büyüklüğünden çok şaşırtır ve

nedenlerini aramaya iter bizi.

Doğanın sonsuz gücü karşısında daha saygılı olmamız,

bilgisizliğimizi, yetersizliğimizi bilmemiz gerekir. İnanılır kişilerin

söylediğince olmayacak şeyler duyuyoruz; bunlara inanmasak bile

kesip atmamalıyız; çünkü olmaz deyip geçmez, olabilecek şeylerin

nereye varabileceklerini bildiğimizi ileri sürmek olur haddimizi

bilmeden.

Olmayacakla alışılmadık arasında, doğanın akış düzenine

aykırı olana insanların ortak inançlarına aykırı olan arasındaki ayrılığı

iyi kavrarsak, bir şeye inanmakta da, inanmamakta da, haddimizi

bilecek olursak, Chilon’un kuralına uymuş oluruz: hiçbir şeyde aşırı

gitme yok.

(Kitap 1, bölüm 18)